cahitezgi

29/11/2007 - ADLİ TIP KURUMU GENEL KURUL RAPORU

T.C.ADALET BAKANLIĞI

Adli Tıp Kurumu Başkanlığı

Genel Kurul

A.T.No : 160-07112002-55969                                                         İstanbul, 20 Şubat 2003

Karar No: 3

 

            ŞİŞLİ 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.10.2002 gün, 1999/1100 Esas sayılı yazısı ile gönderilen CAHİT EZGİ  hakkındaki evrak tetkik edildi.

            Mahkeme yazısında “Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’ndan aldırılan rapor ile Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nun raporu arasında çelişki bulunduğundan Genel Kurulca rapor düzenlenmesi” istemiyle gönderilen Cahit Ezgi hakkında düzenlenmiş dava dosyası Adli Tıp Kurumu Yasası’nın 15. maddesi uyarınca Adli Tıp Genel Kurulu’nun  30.02.2003 tarihli oturumunda görüşüldü

            Davalılar Dr. ... ve ...’ün kusurları bulunup bulunmadığı sorulmaktadır.

            12.6.1996 tarihinde ... Hastanesine yatırılan ve yapılan ameliyatlardan sonra 26.10.1996 tarihinde vefat ettiği bildirilen 1954 doğumlu Cahit Ezgi hakkında düzenlenmiş dava dosyasında belirlenen;

 

            1) Cahit Ezgi’nin 12.6.1996 tarihinde (Pilor stenozu) tanısıyla ... Hastanesine yatırıldığı,13.6.1996 tarihinde Prof. Dr. ... ve Dr. ... tarafından ameliyat edildiği, daha sonra muhtelif tarihlerde 8 kez daha ameliyat yapılmasına rağmen 26.10.1996 tarihinde  vefat ettiği: Cahit Ezgi’nin eşi Leyla Ezgi’nin 19.12.1996 tarihinde vekili aracılığıyla C. Savcılığına dilekçeyle başvurarak “Cahit Ezgi”nin kendisinde teşhis edilen oniki parmak bağırsağı darlığı nedeniyle 11.6.1996 tarihinde Prof. Dr....’ın muayenehanesine gittiğini, ameliyat önerilmesin üzerine 12.6.1996 tarihinde  ... Hastanesine yatırıldığını, yapılan tetkiklerde ameliyata engel bir halin tespit edilmemesi üzerine 13.6.1996 günü ilk ameliyatın yapıldığını, ameliyatın hemen sonrasında Cahit Ezgi’nin   karın ağrılarından yakınmaya başladığı ve bu ağrıların giderek arttığını, bu durumun doktoruna iletildiğini, bu süre içerisinde gerek serum içinde, gerekse damar yoluyla sürekli yoğun bir şekilde ağrı kesiciler verildiği halde ağrılarının lir saniye olsun dinmediğini, ameliyattan 24 saat sonra yatamayacak duruma geldiğini, geceyi kanepe üzerinde karnının üstüne eğilerek geçirdiğini, 15.6.1996 günü saat 12.00 de yani ameliyattan yaklaşık 48 saat sonra dayanılmaz ağrılar nedeniyle lokal anestezik ve morfin vermek için sırtından ağrı katateri takıldığını, bunun sonucu ağrılarında bir hafifleme olduğunu ve günü uyuyarak geçirdiğini, ancak bu süre içersinde tüm çabalara rağmen Prof.Dr ...’a  ulaşılmadığını.hastane yetkililerinin kendi doktorundan başka kimsenin müdahale edemeyeceğini söylediklerini;16.6.1996 Cumartesi günü saat 23.00 sıralarında, yani ameliyattan yaklaşık 59-60 saat sonra durumunun iyice kötüleştiğini, karnını şiştiğini, nöbetçi doktorun görmesi gerektiğinin eşi tarafından ilgililere iletilmesine rağmen kendi doktorundan başkasının  müdahale edemeyeceğinin tekrar söylendiğini, bu arada ameliyata giren diğer doktor olan Dr. ...’e de defalarca telefon edildiği, ancak onun da gelmediğinin hastane yetkilileri tarafından bildirildiğine, gece saat 02:00 sularında Cahit Ezgi’nin  tansiyonunu 5 e düştüğünü, nabzının 180 e çıktığını, ağzından kan geldiğini, bu durum karşısında nöbetçi doktorlar ve evi hastanenin yanında olan Dr ...’ün geldiğini, bu durum karşısında  nöbetçi doktorlar ve evi hastanenin  yanında olan Dr. ...’ün geldiğini, Prof Dr. ...’ın saat 06.00 civarında hastaneye geldiğini, Cahit Ezgi’nin ilk ameliyattan yaklaşık 66 saat sonra ikinci kez ameliyata alındığını, Cahit Ezgi’ye ilk ameliyattan y-sonra gerekli takibin yapılmaması sonucu ikinci kez ameliyat  sonrası ortaya çıkan ince barsakların tamamındaki dolaşım bozukluğu sebebiyle birbirini takip eden yedi ameliyat daha geçirdiğini, hastanede aldığı enfeksiyon sonucu 26.10.1996 tarihinde vefat ettiğini; dikkatsiz ve özensiz davranışların ilk ameliyattan sonra 59-60 saatlik bir gecikmeye neden olduğunu ve zamanında müdahale yapılmamsından dolayı , Cahit  Ezgi’nin vefat ettiğini, bu nedenlerden dolayı Dr. ... ve Dr. ...’ün cezalandırılması  “talebiyle  şikayette bulunduğu; Müşteki Leyla Ezgi’nin 15.1.1997 tarihinde C. Savcılığında alınan ifadesinde “13.6.1996 günü yapılan ilk ameliyattan hemen sonra eşinin karın ağrılarının başladığını ve artarak devam ettiğini Dr. ...’ın damar yoluyla ağrı kesici verdiğini, ancak 24 saat içerisinde eşinin ağrılarının artış gösterdiğini, doktoru aramalarına rağmen ona ulaşamadıklarını, ağrıyı dindirmek için morfin verildiğini, eşinin ölümünden sonra görüştüğü uzmanların bu durumda morfin verilmemesi gerektiğini kendisine söylediklerini; diğer doktor ...’ün de evinin hastaneye çok yakın olmasına rağmen gelip hastaya bakmadığını, her iki doktorunda mesleklerinin gerektiği dikkat ve ihtimam göstermemeleri nedeniyle eşinin ölümüne neden olduklarını” söylediği. Dr....’ün Cumhuriyet Savcılığında alınan ifadesinde  “Cahit Ezgi’nin pilor stenezu nedeniyle 13.6.1996 tarihinde ameliyata alındığını, midede ileri derecede dilatasyon tespit edilerek mide rezeksiyonu ve billroth II tarzında  anastomoz yapıldığını, ayrıca vagotomi uygulandığını, ameliyat sonrası servisteki odasına alındığını, yara ağrısı dışında bir problemi olmadığını, 14.6.1996 günü sabahı genel durumunun çok iyi olup ayağa kaldırıldığını ve dolaştırıldığını, saat 12 den sonra yine karın ağrısından bahsettiğini , batının yumuşak olup belirli bir hassasiyet olmadığını, hakta peristaltik hareketlerin mevcut olduğunu,. Ağrı kesicilerle hastanın sakinleştirildiğini, saat 14:00 de tekrar ağrısının olduğu ve terlediğinin müşahede edilmesi üzerine bir ampul Doladamon İV yapıldığını, bundan sonra hastanın rahatladığını, terlemesinin geçtiğini, tekrar bütün değerlerin normal bulunduğunu, bu lökosit sayısının normalin biraz üzerinde olmasına rağmen bu tür ameliyatlardan sonra normal olmaması dikkate alınarak akut pankreatit düşünüldüğünü, saat 17<.30 da amilaz değerlerine bakıldığını, 173 U/L ile normal değerde bulunduğunu, kan sayımının da 15.700 lökosit dışında normal olduğunu, bir kanama belirtisi bulunmadığını, saat 24.00 sıralarında yine kardın ağrıları olduğunu, yapılan muayenesinde batın yumuşak olup akut batın tespit edilmediğini, 15.6.1996 günü sabahı yapılan muayenesinde bulguların yine pankreatit yönünde değerlendirilerek laboratuar tetkikleri sonografi ve tomografik tetkikler istendiği; saat 12.30 da ağrıları halen devam ettiğinden ve sebep olarak akut pankreatit düşünüldüğünden tedavi için epidural katater takılarak analjezikler verildiğini ,hastanın rahatladığını, bu rahatlığın gece yarısına kadar devam ettiğini, vital bulguların normal olduğunu, saat 13.17 de yapılan tetkiklerde amilaz 602, lipaz1385 olarak yüksek bulunduğunu, bu durumda akut pankreatit teşhisinin büyük vlçüde desteklenmiş olduğunu, batın sonografisinin önemli bir  pataloji göstermediğini, tomografide tüm kadranlarda yaygın sıvı ile dolu intestinal ve kolonim ansların dikkati gerekse röntgen bulgularını yönünden bir patoloji olmadığını, akut pankreatitin tedavisinin büyük ölçüde ilaçlarla tıbbi olarak yapılmasının gerektiğini, bunun da tamamen yapıldığını, epidural kateter ile ağrıları tedavisi ile yükseltilemediği için Dopamin  verildiğini, 16.6.1996 tarihinde yani ameliyatın 3. günü saat 03.45 te ağzından ve nazogaztrik tüpten kanlı mayi geldiğini, kan sayımlarında hemogram düştüğü için hemen Prof. Dr. ...’a haber verilerek saat 05.45 te ameliyata alındığını, gece yarısı hastanın ulaşılamadığı şeklindeki iddiayı kabul etmediğini, çünkü  kendisinin hastanenin hemen karşısında oturduğunu, ayrıca hasta sahipleri de kendisinin telefonlarının bulunduğunu, hastanın durumunun kötüleşmeye başladığı andan itibaren onun yanında olduğunu, bütün tedbirleri aldığını ve Prof Dr ...’a telefonla devamlı bilgi vererek kendisini ameliyat için hastaneye çağırdığını, Prof. Dr. ...’ın ilk ameliyattan sonra hastayı yakından takip ettiğini, günde iki üç kez odasına giderek kontrol ettiğini; ikinci ameliyattan sonra  batın açıldığında ince barsak mezoradiksinin saat istikametinin tersi yönünde 180 derece dönerek volvulus oluşturduğu ve buna bağlı olarak ince barsaklarda ileri derecede iskemiye bağlı lezyonlar tespit edildiğin, tam bir demarkasyon hattı oluşmadığından rezeksiyon yapmayıp barsakların durumunun ileriki ameliyatlarda değerlendirilmesinin kararlaştırıldığını, ameliyatın 5 saat sürdüğünü, bundan sonra bir seri ameliyat daha yapıldığını, 25.9.119 tarihinde 9. ve son ameliyatın yapıldığı, ince barsakların fonksiyonsuz kısımlarının reze edilerek salim kısımlarının anastomoz edilip barsak bütünlüğünün sağlandığını, bu son ameliyattan sonraki, 8. günde akot pnömoni ve kolanjit geliştiğini, 14.gün tekrar yoğun bakıma alınarak tedavisine devam edildiğini, ancak sepsis tablosu ve bunu takiben multiple organ yetmezliği sonucunda tedaviye rağmen 26.10.1996 tarihinde vefat ettiğini, bir mide ameliyatını müteakip 10 binde bir oranında görülebilecek bir komplikmasyın oluştuğunu, üstün gayretlerle bu komplikasyonunun önlendiğini ve hastanın ameliyat yönünden tamamen normal bir hale getirildiğini, ancak hastanın 4.5 ay gibi uzun bir süre hastanede bulunması, gıda alamaması yıllardır günde bir buçuk paket sigara içmesi ve her gece orta derecede alkol tüketmesinin getirdiği direnç düşüklüğünün ölümünde rolü bulunduğunu “ söylediği. Prof. Dr.  ...’ında C.Savcılığında benzer ifade verdiği ve “ilk ameliyattan sonra hastayı günde iki kez görmesinin yanında kendisine yardımcı olan Dr. ...’ün de hastayı yakından takip ettiğini ; ameliyattan sonra morfin kullandığı iddiasının doğru olduğunu, bilerek ve takdir hakkını kullanarak yaptıklarını, pankreatitde bunun çok ileri bir tedavi yöntemi olduğu; ancak ameliyat sonrası hastayı takip etmemek, gerekli ihtimamı göstermemek, hastaneye uğramamak iddialarının tamamen gayri ciddi, yalan ve iftira olduğunu ”söylediği; savcılık tarafından 2 doktor hakkında “ tedbirsizlik ve dikkatsizlik veya meslek ve sanatta acemilik suretiyle ölüme sebebiyet verme “ suçlamasıyla dava açıldığı; ölenin eşi, Leyla Ezgi’nin İstanbul Tabip Odasına  yaptığı şikayet üzerine İstanbul Tabip Odası Onur Kurulu’nun 19.8.1998 tarihinde “ 1-Cahit Ezgi’nin 1. ameliyatından sonra ortaya çıkan tablo ve sonucun bir “hekim hatası” olarak değerlendirilemeyeceği, daha doğru olarak bir “komplikasyon” sayılmasının uygun olduğu. 1- Birinci ameliyat ile ikinci ameliyat öncesinden ikinci ameliyat sonuna kadar, hasta ve hasta sahiplerini yapılacak ameliyat, ameliyatın olası komplikasyon ve sonuçları, 1. ameliyat sonucu ortaya çıkan komplikasyon sonuçları ile ikinci ameliyatın sonuçları hakkında yeterince bilgilendirilmemiş olmasının bir “kusur” sayılması gerektiği”  gerekçesiyle Dr. ...’ın 15 gün meslekten men cezası ile cezalandırılmasına karar verdiği; Dr. ...’ın bu karar yaptığı itiraz üzerine Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu’nun 31.1.1999 tarihinde “Dr. ...’ın “hastanın kendisine duyduğu güveni bir başka hekime devretmek ve gerekli ihtimamı göstermemek” suretiyle deontoloji kusuru işlediği, bunun yanında cerrahi sonrası dönemde tıbbi uygulamalarda kusurlu olduğu “gerekçesiyle İstanbul Tabip Odası Onur Kurulu’nun kararının onanmasına karar verdiği, Şişli 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin Yüksek Sağlık Şurası’nın 11.9.1998 tarihli raporuna istinaden sanıklar hakkında 12.4.1999 ve 27.11.2000 tarihlerinde olmak üzere iki kez beraat kararı verdiği, bu kararların Yargıtay tarafından bozulması üzerine son olarak 18.6.2001 tarihinde 4616 sayılı kanun gereğince davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verdiği; Cahit Ezgi’nin eşi olan Leyla Ezgi’nin 26.10.1999 tarihinde vekili aracılığıyla mahkemeye başvurarak tazminat davası açtığı;

 

            2)  ... Hastanesinin 12.6.1996 giriş tarihli hasta müşahade evrakında; 12.6.1996 tarihinde pilor stenozu tanısıyla yatırıldığı, EKG ve akciger grafisi çekildiği, 13.6.1996 tarihinde ameliyata alındığı, eksplorasyonda midenin ileri derecede dilate olduğunun görüldüğü, postplorik bölgede ileri dereceği stenoz tespit edildiği, önce özefagokardik bölgede her iki vagus ortaya konarak trunkuler vagotomi yapıldığı, sonra midenin diseke edilerek duedonumun post plorik kesilip gömüldüğü, midenin 2/3 distal kısmının rezeke edilerek kısa urveli antetolik, , anisoperistaltik gastrojejunostomi oralis parsziyalis tarzında anastomoz yapıldığı, kanama kontrolünü takiben dren  konularak kapatıldığı; 14.6.1996 tarihinde genel durumunun iyi olduğu  NGT den 230 cc mayi geldiği, drenden bir şey gelmediği, hastanın mobilize edildiği, iyi tolere ettiği sorunu olmadığı, öğleden sonra ağrısı olduğu, analjezik yapıldığı, batının yumuşak, peristaltizm inisila olarak mevcut olduğu, saat 09:19 da lökosit 12.700, amilaz 173 bulunduğu saat 17.30 da lökosit 15.700, Homoglobin 15, hemotokrit %47 bulunduğu; 15.6.1996  tarihinde geceyi ağrılı geçirdiği, doladomon yapıldığı, sırt üstü yattığında ağrısının artması nedeniyle oturur vaziyette kaldığı, saat 13.17 de yapılan tetkikte amilaz 6302, lipaz 1385, alkalifosfataz 239, hemoglobin 16, hematokrit % 49 bulunduğu: yapılan abdominal sonografiede assendan kolon içinde minimal hareketlilik gösteren sıvı, dessandan kolon trajesinde ise muhtemelen fekaloid materyale ait yaygın görünüm izlendiği; aynı gün yapılan abdominal BT incelemesinde tüm kadranlarda yaygın sıvı ile dolu intestinal ve kolonik anzsların dikkai çektiği, sağ kadranlarda post op hava mevcut olduğu, pankreasın normal görünümde bulunduğu, peripankreatik yağlı dokuların açık olduğu, intra abdominal veya intra pelvik serbest sıvı görülmediği., ağrısı için epidural kateter takıldığı,  bundan sonra rahatladığı, 16.6.1996 tarihinde gece tansiyonunu düştüğü, serumun hızlandırıldığı, trandelenbur pozisyonuna getirildiği, foley kateter konulduğu, dopamin baylandığı, gece saat 04.00 sıralarında  NGT’den kanlı mayi geldiği, lavaj yapıldığı, epiduralden verilen marcainin stoplandığı, saat 05.22 de yapılan tetkikte lökosit 10200, hematokrit % 26 hemoglobin 8.4 kan transfüzyonu yapıldığı, saat 05.45 de ameliyata alındığı, ince barsakların tamamının mor esmer renkte olduğunun görüldüğü, daha önce yapılan gastrojejunostominin açıldığı, ince barsak mezoradiksinin saat istikametinin tersi yönünde 180vderece dönerek volvulus oluşturduğu ve buna bağlı olarak bütün ince barsaklarda ağır iskemi meydana geldiğini tespit edildiği, ince barsakların saat istikametinde 180 derece çevrilerek detorzsiyon yapıldığı, sonra barsakların üzerine sıcak kompresler konup devamlı yenileri ile değiştirildiği, yaklaşık yarım saat sonra barsak renginin açılmaya başladığı, kompreslere devam edildiği, mezo içinde barsak kenarına kadar iyi arteryal nabız alınabildiği, saatlerce beklenmesine rağmen ince barsaklarda gangren belirtisi olabilecek bir demarkasyon hattı oluşmadığı ve böylece primer bir barsak rezeksiyonu düşünülmeyip  “second look”  edildiği  gastrojejunostominin distal ucundan bol miktarda kanlı barsak içi sıvı aspire edildiği, bunun iskemiye laterolateral Roux-Y tarzında gastrojejunostomi yapıldığı Duedonumdan gelen proksimal ucun da Roux-Y nin termino-lateral jejunostomisi olarak anastomoze edildiği, batın kapatılmadan önce yapılan son  kontrolde barsak renginhin çok aşikar bir biçimde açıldığı, ancak jejunum distal kısımlarda segmenter olarak dama taşı gibi küçük alanların halen açık mor renkli olduğunun görüldüğü, daha sonra tabloyu karıştırmaması için appendektomi yapıldığ, safra kesesi fundusunda beslenme bozukluğuna bağlı bir nekroz geliştiği, fakat perforasyon görülmediği için safra yollarının drenajını sağlamak üzere bir petzer sondası ile kolesistomi yapıldığı, kanama kontrolünü takiben kapatıldığı, ameliyat sonrası yoğun bakıma alındığı, saat 11,53 de yapılan laboratuar tetkikinde hematokritin % 43, hemoglobinin 14, lökosit 8700 trombosit 140, alkalifosfataz 149,total bilurubin 65.37 bulunduğu; 17.6.1996 günü geceleyin entübasyon tüpünü tolere edemediği için tüpün çıkarıldığı, bundan sonra çok rahatladığı, batının yumuşak ve genel durumunun iyi olduğu saat 11.21 de yapılan tetkikte hemotokrit % 27, hemoglobin 8.8 lökosit 10500 saat 11.40 da hematokrit % 34.9, hemoglobin 9.6 olduğu, taze kanlar verildiği, 18.61996 günü genel durunun iyi, batının hafif , distandü bulunduğu, NGT’den 3400 cc mayi geldiği.19.06.96 günü geceleyin  ateşinin 39 dereceye kadar yükseldiği.  batının yumuşak bulunduğu.20.06.96  tarihinde tekrar ameliyata alındığı. Bol miktarda serbest sesosanginöz sıvı aspire edildiği, barsakların beslenmesinin düzelmiş cidarlarının kalın ve ödemli bulunduğu, hiçbir yerde perforasyon tespit edilmediği,. Anastomozların iyi bulunduğu, barsakların bol seum fizyolojik ile yakındığı, barsaklar üzerine mesh konarak batının ıçık bırakıldığı 21.06.96 tarihide  Sol akciğerdeki epanşmanın ponksiyon yapılarak boşaltıldığı.. Sulu defekasyona çıktığı.  Plevra sıvısında yapılan kültürün steril kaldığı; 23.06.96 tarihinde Vişne çürüğü tarzında kanlı defekasyona çıktığı. 25.06.96 tarihinde Genel durumunun iyi bulunduğu, pansumanın değiştirildiği. Defekasyona çıktığı, batının yumuşak bulunduğu. 27.06.96 tarihinde “second look” için ameliyata alındığı, ince barsakların cilt ile kenarlarda mühürlenmiş olduğunun görüldüğü, barsakların beslenmesi iyi olup peristaltik hareketlerin tespit edilmediği, fistül saptanmadığı, barsaklar çok frajil olduğundan batın içi eksplorasyondan vazgeçildiği, açılmış olan mesh sütürle kapatılarak ameliyata son verildiği, 27.6.1996 tarihinde balgam kültüründe Staphylococcus aureus ürediği,  29.06.96 tarihinde geceyi rahat geçirdiği, ateşinin yükseldiği, solunum terapisi yapıldığı, 30.06.96 tarihinde Ateşi olduğundan, paranox verildiği, 02.07.96 tarihinde  NGT’den son 24 saatte 2100 cc mayi geldiği,  genel durumunun iyi bulunduğu, ayağa kaldırıldığı,  mukus tarzında defekasyona çıktığı.03.07.96 tarihinde ameliyata alındığı. Barsak ansların irrige edildiği batın tekrar  açık bırakılarak barsaklar üzerine serum fizyolojik ile ıslatılmış  gazlar konulup ameliyata son 08.07.96  balgam kültüründe S.aureus ürediği; saat 15.00 de yoğun bakımdan servise çıkarıldığı, yaranın üst kısmında küçük bir ince fistülden gelen safralı mayinin yarayı çok kirletmesi üzerine aspirasyon sondası konarak devamlı aspirastöre bağlandığı, ateşi olduğu,. Soğuk uygulamaya devam edildiği,10.07.96  tarihinde  saat 12.30 da ameliyata alındığı,  barsakların bol bol irrige edimldiği, inisial iskemiye bağlı olarak fibrotik dejenerasyon gösteren distal ileum anslarının rezeke edildiği, toplam . Toplam dört adet ince bağırsak ucu içine gaz konarak batının açık bırkıldığı; ameliyattan sonra alt derenlerden Ameliyattan sonra alt drenlerden fazla miktarda kan gelmeye başladığı.Taze kan verildiği. kanamanın devam etmesi üzerine saat 22.15’de tekrar ameliyata alındığı, önceki ameliyatta rezeke edilen distal ileum ansları mezolarından kanamalar olduğu tespit edilerek sütürlü ligatürlehemosztaz sağlandığı, ameliyattan sonra yoğun bakıma alındığı drenlerden önemli bir kanama görülmediği 11.07.96 tarihinde hastanın servisi alındığı.. Ancak ateşinin yükseldiği soğuk uygulama yapıldığı. 12.07.96 tarihinde tekrar ameliyata alındığı, barsak ansları arasında herhangi bir koleksiyon tespit edilmediği, devitalize barsak anslarının görülmediği, gazlar konup batının açık bırakıldığı, ameliyat sonrası hastanın genel durumunun iyi 19.07.96 tarihinde Drenlerden dört tanesinin çıkarıldığı bulunduğu sol akciğer bazelde havalanma azlığı bulunduğu, ateşi olmadığı 23.07.96 tarihinde ateşinin yükseldiği ve soğuk uygulama yapıldığı, 24.7.96 tarihinde sol akciğerde tekrar epanşman geliştiği görülerek, kapalı drenaj sağlandığı.29.07.96 tarihinde Zaman zaman tansiyonunu yükseldiği ve çarpıntısının olduğu.

06.08.96 tarihine kadar genel durumunun iyi olduğu, 07.08.96 tarihinde titremelerle ateşinin yükseldiği, soğuk uygulamayı reddettiği, kraşe çıkardığı. Batının yumuşak olduğu, 09.08.96 tarihinde batın yarası üzerine granülasyonu hızlandırmak için Peru Balsam’ı tatbik edildiği, koridorlarda dolaştığı, santral kateterin çıkarıldığı, 15.08.96 ve 16.8.1996 tarihlerinde Ateşi olduğu. 18.08.96 tarihinde hafif bir mide kanaması olduğu. Bir ünite kan verildiği. 19.08.96 tarihinde, batından alınan kültürde klebsiella ürediği, 28.08.96 tarihinde iki saatliğine hastaneden çıkarılarak araba ile boğaza götürüldüğü. 02.09.96 tarihinde kalkıp koridorda dolaştığı dinlemekle akciğerlerde kaba raller tespit edildiği, batında fistülden gelen ifrazata bağlı olarak kızarıklık ve yanma mevcut olduğu, diürezi ve drenajının iyi bulunduğu, 09.09.96 tarihine kadar Akşamları ateş yükselmelerin devam ettiği. Başka sorun olmadığı, İnce bağırsakların iskemi sonrası rejenere olmasnını beklendiği, daha sonra parsiyel rezeksiyon yapılarak anastomozlar ile bağırsak bütünlüğünün sağlanacağı. 16.09.96 tarihinde balgamdan kültüründe gram(-) bakteriler ürediği; 24.09.96 tarihine kadar genel durumunun iyi olduğu;25.09.96 tarihinde Ameliyata alındığı; topyam dört adet fistülüze edilmiş barsak uçlarının bulunarak prepare edildiği, ileum anslarının fibrotik dejenerasyona uğramış ve böylece lümeni daralarak bir boru şeklini almış olduğu, mukozası fibrotik antrofili kısımlarını rezeke edildiği, geriye ileoçekal valveden oral istikamette 20 cm lik bir salim ileum urvesi ile Roux-Y anastomozun jejunustomi ayağıonda 15 cm lik bir jejum ansının salim olarak korunabildiği, her iki üç termino-terminal jejunoileostomi tarzında anastomoz yapılara barsak bütünlüğünün tamamlandığı, mediden Roux-Y nin alt nastomozuna kadar 50 cm lik bir jejunum ansı ile Treil den itibaren jejuno-jejunostomiye kadarn 10 cm lik salim jejunum olmak üzere toplam 95 cm lik bir ince barsağın salim olarak kaldığı, kolesistostomi yeri mühürlü olduğundan hiç eksplore edilmeksizin bırakıldığ, batının irrige edildriği, kanama kontrolünü müteakip primer olarak kapatılıp ameliyata son verildiği, 26.09.96 tarihinde Ameliyat sonrası tansiyonun düştüğü, dopamin verildiği, 30.09.96 günü makattan gaz çıkarmaya başladığı,01.10.96 tarihinde  Kalkıp dolaştığı. Genel durumunun iyi bulunduğu

04.10.96 tarihinde Sulu olarak iki kez defekasyona çıktığı, 05.10.96 tarihinde, dikişlerin atlanarak alındığı. Ateşinin yükselmeye başladığı, 06.10.96 titremelerle ateşinin yükseldiği, öksürükle bol kraşe çıkardığı. 08.10.96 tarihinde solunum sıkıntısı başladığı. Akciğer grafisinde önceki güne göre diffuz pnömoni bulunduğu, 09.10.96 tarihinde Antibiyotik ve oksijen verildiği.10.10.96 tarihinde Solunum yetmezliğinin arttığı, oksijen satürasyonunun düştüğü, yoğun bakımda entübe edilerek ventilatöre bağlandığı 11.10.96 tarihinde Bilirubinlerinin yüksek bulunduğu, ateşinin yükseldiği, balgam, koledok dreni ve yaradan alınan kültürde staf. Aureus ürediği. Antibiyotik başlandığı.

 

13.10.96 tarihinde idrar miktarının azaldığı, yara alt kısmından sızıntı şeklinde kanaması olduğu. genel durumunun kötü, şuurunun kapalı bulunduğu 15.10.96 tarihinde APT 79’a yükseldiği, DİC geliştiği, 16.10.96 tarihinde Taze kan ve trombosit suspansiyonları verilmesine rağmen trombosit sayısının 20.000, kreatinin 4,3’e çıktığı, bilirubin 15 olduğu, Böbrek ve karaciğer yetmezliği geliştiği. 17.10.96 tarnihindea DİC’e karşı heparin verildiği, batının yumuşak olduğu defekasyona çıktığı, genel durumunun kötü, şuuru kapalı respiratuarda iken hemofiltrasyona devam edildiği, balgam kültüründe pseudomonas ürediği;

25.10.96 tarihine kadar bu durumda devam ettiği, akşam tansiyonunu düşmeye başladığı, kan gazlarının çok kötü olduğu 26.10.96 tarihinde diyalize başlandığı, devamlı aspire edilmesine rağmen siyanoze durumda olduğu, kan gazlarının çok kötü ve tansiyonun düşük olduğu, multipl organ yetmezliği geliştiği. Saat: 20.20 kardiak arrest ile ex olduğu.

 

            3) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi  Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğreitm Üyesi Prof.Dr..... imzalı 6.3.1998 tarihli Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığına hitaben yazısında; Pilor Stenozu nedeniyle 13.6.1996’da hastaya yapılan ameliyat, anastomoz tipi hariç doğru olduğu. İlk üç gün ağrı olabileceği. O nedenle en azından ilk 24 saat narkotik ağrı kesiciler kullanılması gerektiği, ancak hastada kullanılmadığı, alışılmışın dışında çok şiddetli ağrıdan yakınan hastanın yakından izlenmesi gerktiği, bu sorumluluğun 15.6.1996  günü yerine getirildiği Ayrıntılı laboratuvar testleri ve BT pankreası normal gösterdiği halde, hastada (postop pankreatit) geliştiği düşünülerek, tedavi ona göre düzenlendiği, Amilaz ve Lipaz değerleriyle BT bulguları uyuşmadığı, hekim karar vermekte gerçekten zorlanabileceği ama Hemotokritin  düşmesi, taşikardi, albüminin hızla düşmesi, BT’ de barsakların içinin sıvı ile dolu olması, belki hekimlerin dikkatini bir başka olaya yöneltme sinin gerekeceği, belki de karın bulgularının çok iyi değerlendirilmesi halinde seydi, relaparotomiye daha erken karar verileceği, bunun  da şüphesiz hasta için çok iyi olabileceği ,İlk ve ikinci relaparotomilerin çok yararlı olduğu, belki zorunluluk nedeniyle “kısa urveli antekolik  gastrojejunostomi” nin  bozulduğu ve yerine, daha doğru ve daha yararlı olan teknik “Roux_en_Y”nin kullanıldığı; Rezeksiyonsuz, barsaklar kurtarıldığı. İkinci relaparotomi, barsakların salim olduğunu gösterdiği,       sonraki relaparotomilere neden ihtiyaç duyulduğunun, ameliyat raporlarında açıkça belirtilmediği (kanama nedeniyle yapılanın hariç). Ama barsaklarda fibrotik dejenerosyonun olmasının, yani barsakların büzüşüp sicime dönmesi volvulusa bağlı ağır barsak iskemisinin sonucu olması gerektiği ;bu arada hastanın ağır bir zatürre geçirdiği,hastalık haftalar sonra, Ağustos’un ortalarında,radyolojik olarak iyileştiği, hastanın beslenmesi tamamen damar yolundan yapıldığı, son ameliyata alındığında hastanın halen 38 derece civarında ateşi olduğu ve muhtemelen immün sistteminin ileri derecede zayıf bulunduğu;      Son ameliyatta yapılanları da  doğru kabul etmek gerektiği. zira çalışmayan barsakları çıkarıp, çalışanları birbirine dikerek devamlılığı sağlamanın k gerektiği, ancak  o sırada hastanın direncinin  nasıl olduğu,ateşinin sebebinin ne olduğu, ameliyat zamanlamasının doğruluğu hususuna sonradan ve dışarıdan cevap vermenin çok zor olduğu;ölüm nedeninin kuşkusuz yapılan son ameliyat olmadığı, ama ölüme götüren sepsis ve multi organ yetmezliğinin failinin post op gelişen ağır bronkopnomoni olduğu,       bronkopnömoninde  ilk relaparotomi sonrasından beri, bazen biraz gerileyerek hep mevcut olduğu. Pnömoninin de sebebinin şüphesiz sadece sigara olmadığı, post-op duyulan şiddetli karın ağrıları ve gelişen ileusla beraber intraabdominal ödem ve sızıntıların, diyafragma hareketlerini  ileri derecede kısıtlayarak solunumu bozduğu ve bronkopnömoni oluşmasına neden olduğui,yani sonuçta, ölümün indirekt sebebinin, ilk ameliyatı izleyen ilk üç  gün olduğu. O ilk 3 gün içinde hekimler vizite yapmamışlarsa elbette bunun ağır bir kusur olacağı ,böyle bir kusurun anlayışla karşılanması değil, ona ses çıkarılmamasının  bile, mesleğe ihanet olacağı, eğer hekimler, büyük bir sorumsuzluk örneği göstererek, hastalarını izlemiyorlarsa, hastane yönetiminin devreye girerek, sorunu çözmesi gerekirdi. Burada hasta yakınlarının hastane yetkililerine başvurduklarını söyledikleri, ancak  . bunu ispat edip edemeyeceklerinin belli olmadığı, ama haklarında şikayet dilekçesi verilen hekimlerin hastayı yakından izlediklerini söylediklerine göre bunun böyle olmadığnı ispat etmenin hasta yakınlarının görevi olduğu.

 

4) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalının Leyla Ezgi’nin dilekçesi üzerine düzenlenmiş 3.7.1998 tarihli bilirkiş raporu: 1- Şahsın 13.6.1996 tarihinde geçirdiği trunkuler

trunkular vagatomi + subtotal mide rezeksiyonu+gastrojejunostomi-Billroth II ameliyatından sonra ortaya çıkan klinik tablonun  değerlendirilmesi için gerekli laboratuar tetkiklerinin yapılmış olmasına rağmen; tetkik sonuçlarının akut pankreatit tanısı için spesifik olmadığı halde ısrarla akut pankreatit tanısı üzerinde durulup bu yönde konservatif tedavi uygulanmasının, tablonun ağırlaşmasına rağmen zamanında ayırıcı tanı yapılamayarak, klinik tabloyu oluşturan asıl nedenin post operatif olarak gelişen volvulus olduğunun ancak; 16.6.1996 tarihinde yapılan ameliyatta ortaya çıkarılabilmesinin, dolayısıyla gecikmeye neden olunmasının; teşhis esnasında bir nitelendirme kusuru oluşturduğu, 2. İncelenen belgeler içerisinde doktor orderleri ve hemşire takip formları bulunmadığından hangi hekimin hangi tarih ve saatte hastayı ziyaret ettiğinin dolayısıyla hasta takibinin ne ölçüde özenli yapıldığının değerlendirilemediği; bu konuda bir  fikir edinilmesi için söz konusu belgelerin incelenmesi gerektiği, olayla ilgili olarak yapılan şikayetteki olumsuzlukların doğruluğunun ispatı yükünün hasta yatkınlarına ait olduğu, yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen klinik tablo mevcut iken şikayette belirtildiği şekilde tedaviden birinci derecede sorumlu hekimlerin hastayı ziyaret etmemesi doğrulanabildiği takdirde bunun söz konusu hekimler açısından ağır bir özen kusuru oluşturacağı;

 

5) Yüksek Sağlık Şurasının 11.9.1998 tarihli kararında; Hastada ilk ameliyattan sonra gelişen volvulusun doktorların hatkalı ameliyat yapmasından kaynaklanmayan bir komplikasyon olup tedavi kusuru niteliğinde olmadığı,teşhis için de gerekli muayene ve tetkiklerin eksiksiz olarak yapıldığı, doktorların hastayı ilk ameliyatından sonra gelip gördükleri, gerekli özen ve dikkati gösterdikleri anlaşıldığından gerek Prof.Dr. ...’a ve gerekse Op.Dr. ...’e atfedilebilecek herhangi bir kusurun sabit olmadığı;

 

6) Adli Tıp Kurumu 1.İhtisas Kurulunun 6.2.2002 tarihli raporunda; İncelenen belgeler içerisinde doktor orderleri ve hemşire takip formları bulunmadığından hangi hekimin hangi tarih ve saatte hastayı ziyaret etiğinin, dolayısıyla hasta takibinin ne ölçüde özenli yapıldığının değerlendirilemediği;1- Zamanında üç boşluk açılarak otopsi uygulanmamış olmakla birlikte; düzenlenen hastane evrakında belirtilen bulgulara göre, trunkular vagatomi + subtotal gastrektomi (Billroth II) ameliyatının tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyat sonrası gelişen volvulusun uygulanan ameliyatın beklenir komplikasyonu olduğu,. Ancak volvulus tanısı konularak gerekli ameliyat ve tedaviyle başlanmasında gecikme olduğu, 16.6.1996 tarihinde ve müteakip tarihlerde uygulanan ameliyat ve tedavilerin de tıp kurallarına ugun olduğu, 2- Hastanın tedavisini üstlenen hekimlerin birinci ameliyattan sonra gelişen volvulusun tanı ve tedavisinde geç kalmaları nedeniyle kusurlu oldukları mütalaasına varıldığı;

 

7) Ankara Ün.Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri Doç Dr. … Prof. Dr….. ve Prof. Dr…. imzalı 24.7.2002 tarihli bilirkişi raporunda; Cahit Ezgi’nin ameliyat öncesi tanısının ve “pilor Stenozu” olduğu, bu tanı konulduğunda tedavinin ameliyat olacağı, yapılan ameliyatın da doğru ameliyat tekniklerinden biri olduğu, ancak buna rağmen de volvulus gelişebileceği; ameliyatın bir ekip tarafından yapıldığı ve  yine aynı ekip tarafından takip edildiği, ameliyat ekibinden birinin  hastanın takibinde çok rol üstlendiğini, cerrahın hastayı yeterince takip etmediği tarzındaki iddianın daha baştan cerrahinin uygulanış şekline ters düştüğü, ekibin bir büktün olduğu, Prof. Dr....’ın ameliyat ettiği bir hastayı izlemediği ifadesinin inandırıcı gelmediği, hastayı izlemenin her an yanında olup elini tutmak demek olmadığı, güvenilen bir ekip var ise ve irtibatta bulunuluyorsa mutlaka hastanın başında olması gerekmediği; hastanın takip edilmediği takip sırasında düşünülen komplikasyonun pankreatit olduğu ve uygulanan tedavilern ve tetkiklerin bu  tanrıya yönelik bulunduğu; hekimliğin en zor branşlarından birinin, aslında en zorunun genel cerrahi olduğu, çünkü karnın bir kapalı kutu olduğu, hele ameliyat edilmiş karnın cerrah için bazen kabız olduğu, hastanın genellikle ameliyat  sonrası analjezik ve antibiyotik alıyor olmasının oluşabilecek komplikasyonları doğru değerlendirebilme şansını bazen imkansız kıldığı, tanıda ve tedavide gecikmelere yol açtığı, genel cerrahların tanıda ve uygulamada klinik semptom ve bulguları ön planda tutukları,laboratuar ve radyolojik tetkikleri ancak klinik şüpheyi desteklendiği zaman ön plana aldıkları, yani asıl olanın  laboratuvar değil klinik olduğu, bazen laboratuarları ve radyolojinin klinik ile uyumlu olmadığı, cerrah bu derece karışık tablo içerisinde doğruyu bulmaya çalıştığı, bu vakada cerrahların mide rezeksiyonu sonrası görülebilen bir komplikasyon olan akut pankreatiti düşündükleri ,  buna işaret eden    bir çok bulgu da mevcut olduğu, bu vakanın kısa sürede doğru tanı konması zor bir komplikasyonun geliştiği bir hasta olduğu, aradan geçen sürenin çok uzun olmadığı, hastanın ikinci ameliyatından ölümüne kadar geçen z-süre içerisinde geçirdiği bir çok ameliyat ve yapılan işlemlerin cerrahlar için ders alınacak nitelikte bulunduğu, sonuçta hastanın ağızdan beslenen ve gaz-gaita çıkarabilen bir hasta haline getirildiği, ölüm sebebinin açıkça görüldüğü gibi hastane enfeksiyonu olduğu, dünyanın bir çok yerinde bu durumun bulunduğu,  olayın bir komplikasyon olup hekimlerin suçsuz olduğu, cerrahin bir ekip işi olup operatöründe hastayı takip edebileceği; tabip odasının davranışının akıl almaz nitelikte bulunduğu, adı “Onur Kurulu” olan bir kurulun yaptığının ismi ile tezat olduğu, bir cerrahın kongrelere giderken geride bıraktığı hastalar dolayısıyla tabip odası mantığına göre ömür soyu meslekten men edilmesinin bile gerekebileceği, komplikasyon karşısında bu derece duyarlı davranan bu odaların ülkenin sağlık problemlerinin çözümünde de aynı hassasiyeti göstermelerini bekleneceği; Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen özel bilirkişi raporunun reddedildiği; Adli Tıp Kurumu 1.İhtisas Kurulu raporunda genel cerrah olarak yalnızca Prof. Dr......'un imzasının bulunduğu, resmi nitelikteki bu rapora do katılmadıkları; takdirin mahkemeye ait olduğu ancak mesleki tecrübeleri en üst noktalarda olduğu görünen ve hiçbir şeyi saklamadan samimi ifade ile anlatın bu iki cerrahın daha fazla üzülmesinin doğru olmayacağı, bu zor mesleğin uygulayıcıları olarak bilirkişi sıfatı ile davranırken biraz daha bilimsel, biraz daha vicdanlı, biraz daha insaflı olması durumunda hiçbir davanın bu kadar uzun sürmeyeceği kanaatine varıldığı kayıtlıdır.

 

SONUÇ:

 

1) Zamanında üç boşluk açılarak otopsi uygulanmamış olmakla birlikte; düzenlenen hastane evrakında belirtilen bulgulara göre 13.6.1996 tarihinde uygulanan trunkular vagotomi+subtotal gastrektomi (Billroth II) ameliyatının tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyat sonrası gelişen volvulusun uygulanan ameliyatın beklenir komplikasyonu olduğu, ancak volvulus tanısı konularak gerekli ameliyat ve tedaviye başlamasında gecikme olduğu, 16,6,1996 tarihinde ve müteakip tarihlerde uygulanan ameliyat ve tedavilerinde tıp kurallarına uygun olduğu;

2)Hastanın tedavisini üstlenen Dr….’ın birinci ameliyattan sonra volvulusun tanı ve tedavisinde geç kalması nedeniyle 2/8 ( sekizde iki) oranında kusurlu olduğu. Dr. ...’e atfı kabil kusur bulunmadığı oy çokluğu ile mütalaa olunur

           

Uzm..Dr.                                 Doç.Dr.                                              Prof.Dr.          

Genel Kurul Başkanı  Üye 1.İht.Krl Bşk.Adli Tıp UZm.                     Üye Kardiyoloji Uzm

 

Prof.Dr                                               Prof.Dr.                                               Prof.Dr.

Üye Genel Cer.Uzm.              Üye 2.ht.Krl.Bşk.A.T.UZm.                 Üye Göz Hast.Uzm.

 

Dr. (MUHALİF)                        Dr.       (MUHALİF)                              Prof Dr.

Üye 3.İht.Kr.Bşk. A.T.UZm. Üye Adli T.UZm.                                   Genel Cerrahi Uzm.

 

Dr.                                           Prof.Dr.                                              Prof Dr

Üye Ort.Trav.Uz.                    Üye İç Hast.UZm.                               Üye Gögs.Hast.Tüber Uz.

 

Dr.                                          Dr.                                                      Dr.

Üye 4.iht.Kurulu Başk Ruh Sağ.UZm Üye Adli T.Uzm                     ÜyeRuh.Sağl.-Hast Uzm.

 

Prof.Dr.                                   Prof.Dr                                               Prof.Dr.

Üye Nöro Psk.Çck.Ruh.Sağl  

Yorum yaz!

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Hakkımda

Hekim hatası sonucu vefat eden Cahit Ezgi/nin ölümü nedeniyle hekimlere karşı acılan davanın bilirkişi raporları.(Adli Tıp,Adli Tıp Genel Kurulu, Tabip Odası,yüksek Sağlık Şurası,) Ceza ve Hukuk davasının seyri.

Kategoriler

Arkadaşlarım

bizzimisler