T.C. 28. Asliye Hukuk Mahkemesine
Ankara
İlgi: 8.5.2002 tarih ve 282 sayılı yazınız.
BİLİRKİŞİ RAPORU
Sayın Hakim,
Mahkemeniz tarafından seçilmiş resmi bilirkişi sıfatı ile, göndermiş olduğunuz dosya tarafımızdan incelenmiştir. Oluşan bilimsel esaslara dayalı vicdani kanaatimiz açıkça belirtilmiştir.
Bu dosyanın daha önce incelediğimiz dosyalardan farklı yönleri bulunmaktadır. Merhum Cahit EZGİ’nin eşi Sayın Leyla EZGİ İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalına şahsen başvurarak buradan mütalaa istemiştir. Haklı olduğunu düşünen ve hak arayan birinin bu davranışı normaldir. Ancak şaşırtıcı ve düşündürücü olan davada resmi bilirkişi hüviyeti taşımayan bu kurumun 3.7.1998 tarih ve 16 sayılı raporudur. Raporun başında yer alan ibare “BİLİRKİŞİ RAPORU” şeklindedir. Türk hukuk sisteminde şahsi başvuru üzerine kendini bilirkişi ilan ederek “BİLİRKİ RAPORU” düzenlenebilir mi? Bu sorunun cevabı bizim hukuk mantığımıza göre “HAYIR” dır. Bizim bu nedenle Sayın Prof. Dr. ....’ın düşüncelerini temel alarak yazılmış olan bu yazıları muhatap kabul etmememiz gerekir. Ancak bu raporun bize yollanan dosyada mahkemenizin takdiri ile mevcut oluşu ve adının yer yer “ÖZEL BİLİRKİŞİ RAPORU” olarak geçmesi nedeni ile buradaki bazı iddiaları od “RESMİ BİLİRKİŞİ” sıfatı ile gözden geçireceğiz. Ayrıca dikkate alacağımız raporlar arasında Yüksek Sağlık Şurası raporu, İstanbul Tabip Odası onur kurulu ve Türk Tabipler Birliği Onur Kurulu kararları, T:C: Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu bilirkişi raporu da bulunmaktadır.
Sayın Hakim,
Bir hastanın tanı ve tedavisinde genel cerrah sıfatı ile karar veren hekim zannedildiğinin aksine bir matematik problemi çözmemektedir. “Hastalık yoktur, hasta vardır” deyişi ile belirtildiği gibi hastanın özellikleri, hekimin tecrübesi, tetkik ve tedavinin yapıldığı ortamın maddi şartları ve pek bilimsel temellere oturtulamasa da hasta ve hekimin şansı hep birlikte süreci etkiler sonunda ya hasta iyi olur gider ya da böyle dosyalar ile karşılaşırız. Bizin dosyamızda tecrübeli fakat şansız hekimler, talihsiz bir hasta, böyle bir hastayı uzun süre yaşatabilecek imkanlara sahip ancak dünyanın bir çok yerinde ve bizin görev yaptığımız hastanelerde de olduğu gibi nazokomiyal. (hastane enfeksiyonu) enfeksiyonlar problemi olan bir hastane söz konusudur.
Sayın Hakim,
Raporumuzun bundan sonraki bölümü tartışmalı soruların cevabı olacak şekilde mümkün olduğunca maddeler halinde sunulacaktır.
1- Merhum Cahit Ezgi’nin ameliyat öncesi tanısı Pilor Stenezudur. Bu tanı konduğunda tedai ameliyattır. Değişik ameliyat yöntemleri ve anastomoz teknikleri vakanın özelliğine göre seçim yaparak farklı ameliyatlar yapılabilir. Dolayısı ile bu hastada yapılmış olan “Trunkuler Vagotomi+Subtotal Gastrektomi (Billroth II) şeklindeki girişim doğrudur. Kısa urveli antekolik anizaperistaltik gstrojejunostomi oralis parsiyalis tarzında anastomoz uygulandığı belirtilmektedir yukarıdaki yaklaşım ile bu yapılanda doğrudur. Sayın Prof. Dr. ....’ın ( Doktorun adı .....)önerdiği anastomoz şeklide yanlış değildir. Ancak ne biz ne de Sayın Prof Dr .... ameliyattadır. Ameliyatı yapan hekim uygun ameliyatlar arasında seçim yapmakta özgürdür hele hele mesleğin önde gelen isimlerinden tecrübeli bir cerrahın yaptığı ameliyatı “şöyle olsaydı daha iyi olurdu” şeklinde eleştirmek kimsenin haddi olmasa gerektir. Aksi takdirde yaklaşık 100 e yakın alternatifi olan inguinal herni ameliyat tekniklerinde bir komplikasyon ve nüks ortaya çıktığında herkes birbirine şöyle yapsaydın daha doğru olurdu diye suçlamaya başlayabilir. Cerrahide ameliyat teknikleri söz konusu olduğun da tek doğru yoktur. Sonuç olarak bu ameliyat doğru ameliyat tekniklerinden biridir bu bilimsel gerçek ortada iken daha fazla tartışmak tıbbi etik açısından yanlıştır.
2- Karın ameliyatı yapan genel cerrah ameliyat sırasında bir karın içi araştırma (eksplorasyon) yapar. Sayın Prof. Dr. ....hastada ameliyat sonrası ortaya çıkan ince barsak volvulusunu tetikleyebilecek bir rotasyon anomalisi (malrotasyon veya bir konjenital anomali de olmadığını ifade etmektedir. Ameliyat bitiminde oluşabilecek volvulusu önlemek için cerrah barsakları karın içesin de uygun konuma getirir ve karın kapatılarak ameliyat sona erdirilir. Ameliyat yapan operatör ve kendisini asiste eden Sayın Op.Dr ....tecrübeli cerrahlardır ve hiç şüphesiz ameliyatın alfabesi niteliğindeki bu maniplasyon ameliyat sonunda yapılmıştır. Ancak buna rağmen de volvulus gelişebilir. Yani tedbir alınması hiçbir zaman komplikasyonu engellemede yüzde yüz yeterli olmaz. Aksi takdirde ameliyat sonrası hiç komplikasyon görmemeniz gerekirdi. Oysa yıllar geçtikçe komplikasyonlarımız azalmıyor. Aksine tecrübe komplikasyonlarla karşılaştıkça artıyor ama tecrübe komplisayonu her zaman engelleyemiyor.
3- Ameliyat bir ekip tarafından yapılır. Ameliyat gerçekleştiren ekipte herkes önemlidir. Bistüriyi kullanan, disseksiyonu yapan operatördür ama düğümleri atan birinci asistandır. Hatta bazı ekiplerde birinci asistan çok daha faaldir. Hasta bir ekip tarafından takip edilir. Durum böyle olunca ameliyat ekibinden birinin hastanın takibinde çok rol üstlendiği ve cerrahın hastayı yeterince takip etmediği tarzındaki iddia daha baştan cerrahinin uygulanış şekline ters düşmektedir. Ekip bir bütündür. Ameliyata giren 25 yıllık cerrahi uzmanı Sayın Op. Dr......’nün hastayı yakinen takip etmesi doğaldır hatta hasta için şanstır. Kendi adınıza bizim hastalarımızı takip eden uzmanlarımız ve asistanlarımız tecrübesi ile bu cerrahın tecrübesi yan yana koyunca Sayın Prof. Dr. ....’ın şanslı olduğunu ifade etmek isteriz. Zaten Sayın Prof. Dr. ....’da Sayın Op. Dr. ....’e güvenini ifade etmektedir. Sayın Prof. DR. ....’ın ameliyat ettiği bir hastayı izlemediği ifadesi bize inandırıcı gelmedi. Hastayı izlemek her an yanında olup etilini tutmak değildir. Güvendiğiniz bir ekibiniz var ise ve irtibat da iseniz mutlaka sizin hastanın başında olanız gerekmez. Cerrahlar sık sık kongrelere giderler ve giderken güvendikleri bir kişiye hastalarını emanet ederler. Hatta bazen ameliyatı yapan ekibin kamamı kongrededir ve hastayı yalnızca anlatılanlar ile ve dosyası ile tanıyan bir ekip takibi yapar. Bir hastayı hiç kimse doktorun emri olmadan tetkik ve tedavi uygulayamaz. Bu hastaya tomografi çekilmesini emreden hastaya pankreatit düşünerek tedavi uygulayan ekibin hastayı takip etmediğini iddia etmek tek kelime ile mesleki insafsızlıktır. Yukarıdaki gerçekler ortada iken ve bütün cerrahlarca bilinirken nasıl olupta Sayın Prof. Dr. ...’ın da bütün bunları bilmesi gerektiği halde “... ilk 3 gün içinde hekimler vizite yapmamışlar ise, elbette bunun ağır bir kusur olacağı ortadadır. Böylece bir kusurun anlayışla karşılanması değil, ona ses çıkarılması (her halde çıkarılmaması denmek istendi) bile, mesleğe ihanettir.” Şeklindeki sözlerini hayretle karşıladık. Hasta sahipleri elbette bir şeyler iddia edecektir ancak eline resmi olmasa da bilirkişi yetkisini geçiren insanların mesleki işleyişin gerçeklerinden uzaklaşması ve hastanın tetkikleri ve pankreatit tedavisi uygulanırken hala “3 gündür hastaya vizit yapmamışlar ise bu ihanettir” gibi sözler kullanılması en basit kelimeler ile ilginçtir.
Bize göre hasta takip edilmiştir. Takip sırasında düşünülen komplikasyon pankreatit dir ve uygulanan tedaviler ve tetkikler bu tanıyı yöneliktir.
4- Hekimliğin en zor branşlarından biri aslında en zoru genel cerrahidir. Çünkü karın bir kapalı kutudur hele de ameliyat edilmiş karın cerrah için bazen kabustur. Hastanın genellikle ameliyat sonrası analjezik ve antibiyotikleri alıyor oluşu oluşabilecek komplikasyonları doğru değerlendirebilme şansını bazen imkansız kılar. Tanıda ve tedavide gecikmelere yol açar. Genel carrahlar tanıda ve uygulamalarında klinik semptom(işaret) ve bulguları ön planda tutarlar ve laboratuvarları ve radyolojik tetkikleri ancak klinik şüpheyi desteklendiği zaman ön plana alırlar. Yani aslolan laboratuvar değil kliniktir. Bazen laboratuvarları ve radyoloji klinik ile uyumlu olmaz ve cerrah bu derece karışın tablolar içerisinde doğruyu bulmaya çalışır denilebilir ki “Tomografi pankreas normal dediği halde niçin hala pankreatit düşündünüz” Bu sorunun cevabı cerrah için kolaydır ama cerrah olmayana anlatması çok zordur. Biz cerrahlar ultrasonografinin akut apandisit dediği bir çok hastayı açmayız bir şey olmaz, ultrasonografinin bir şey yok dediği bazı hastalarda ise perfore apandisit çıkar. Sonuç olarak cerrah tecrübesine göre hastanın semptomlarının ve bulgularının kendine gösterdiği tabloya daha çok güvenir. Bu vakada Sayın Op. Dr. ....“iyi ki gastrointestinal kanama olmuş ve bizi erken ameliyat etmeye sevketmiştir”. Şeklinde çok samimi bir ifade kullanmaktadır.
Bu vakada cerrahlar mide rezeksiyonu sonrası görülebilen bir komplikasyon olan akut pankreatit düşünmektedir ve buna işaret edilebilecek olan sözleri bulunmaktadır. Bizce bu vaka kısa sürede doğru tanı konması zor bir komplikasyonun geliştiği bir hastadır. Arada geçen süre çok uzun değildir. Ameliyat geçirmiş analjezik alan hastanın bu tablosunda “hemen açalım bu ince barsak volvulusu” diyebilecek olağanüstü cerrahları biz henüz tanımadık.
5. Hastanın 2. ameliyatından ölümüne kadar geçen süre içersindeki geçirdiği bir çok ameliyat ve yapılan işlemler cerrahlar için ders alınacak niteliktedir. Sonuçta hasta ağızdan beslenen ve gaz gaita çıkarabilen bir hasta haline getirilmiştir. Sayın Prof. Dr. ....’ın raporunda bu ameliyatların bazılarının niye yapıldığını anlamadığını ima eden ifadeleri şaşırarak okuduk.
6. Hastanın ölüm sebebi açıkça görüldüğü gibi hastane enfeksiyonudur. Bizim kliniklerimizde de dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi bu durum mevcuttur. Hastane enfeksiyonları halen bir çok basit ameliyatın bile uzun dönemde mortalite ile sonuçlanmasının nedenidir. Hastane enfeksiyonu var diye hastaneler suçlanacak olursa Türkiye’de ve dünyada açık hastane kalmaz. Bütün hastaneler bu enfeksiyonları azaltabilmek için gayret içerisindedir.
SAYIN Hakim,
Bu bilgiler ışığında
7. Bizce olay komplikasyondur. Hekimler suçsuzdur. Cerrahi bir ekip işidir dolayısı ile her işi yalnızca operatörün yapması beklenemez tabi ki ameliyata giren diğer operatörde hastayı takip edebilir. Ölüm sebebi ise hastane enfeksiyonudur.
8. Tabip odasının davranışı akıl almaz niteliktedir. Adı onur kurulu olan bir kurulun yaptığı ismi ile tezattır. Bir cerrahın kongrelere giderken geride bıraktığı hastalar dolayısı ile tabip odası mantığına göre ömür boyu meslekten men edilmesi bile gerekebilir .Keşke komplikasyon karşısında bu derece duyarlı davranan bu odalar ülkemizin diğer sağlık problemlerinin çözümünde de aynı hassasiyeti gösterebilseler.
9. Özel bilir kişi raporunu meslektaşlarımıza yapılan haksız saldırılar nedeni ile dikkate aldık. Resmi niteliği olmayan bu raporu reddediyoruz.
10. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1.nci ihtisas kurulu raporunda genel cerrahi olarak yalnızca Sayın Prof. Dr Kemal Alemdaroğlu’nun imzası bulunmaktadır. Resmi nitelikteki bu rapora yukarıdaki gerekçeleri göz önüne alarak katılmıyoruz.
11. Yüksek Sağlık Şurası raporuna katılıyoruz.
Takdir mahkemenizindir. Ancak mesleki tecrübenin en üst noktalarında olduğu görünen ve hiçbir şeyi saklamadan samimi ifadeler ile anlatan bu iki cerrahın daha fazla üzülmesinin doğru olmayacağı kanaatindeyiz. Bu zor mesleğin uygulayıcıları olarak bilirkişi sıfatı ile davranırken biraz daha bilimsel, biraz daha vicdanlı, biraz daha insaflı olsak aslında hiçbir dava bu kadar uzun sürmez.
Saygılarımızla,
24 Temmuz 2002
Doç Dr.
A.Ü.Tıp Fak.Genel Cerrahi
Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof Dr. Prof.Dr.
A.Ü.Tıp Fak.Genel Cerrahi Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı
Öğretim Üyesi
|